1 Haziran 2017 Perşembe

Genç Karl Marx


        Geçen hafta sonum dolu dolu geçti. Cumartesi Hıfzı Topuz'la kitap toplantısı yaptım. Pazar günü de Kadıköy Rexx sinemasına gidip Başka Sinema'nın; Genç Karl Marx filmini izledim. Eeee felsefeci olmak bunu gerektirir.


      Filme geçmeden önce sinema salonundan bahsetmek istiyorum. Başka Sinema'ya küçük bir salon ayırmışlardı. Bileti satan kız bana "nerede oturmak istersiniz?" bile demeden tak diye biletleri kesip vermişti. İçeriye girdiğimde bir de baktım köşede iki koltukta bana yer verilmiş. Ben de kendi kendime neyse zaten üç beş kişiyiz. Sonra yerimi değiştiririm diye düşündüm, hatta düşüncemi arkadaşımla da paylaştım. Ne oldu dersiniz? Beş dakika içinde tüm koltuklar doldu. Hatta ayakta kalanlar olacak mı diye merakla bekledim. Böyle kaliteli bir filmi tamamen dolu bir salonda izlemek ayrıca çok mutlu etti beni. Teşekkürler sinema seyircisi ( geç gelen dört kişiye teşekkür etmiyorum. Arkadaş film başladıktan sonra içeri kimseyi almayın ya!).


       Gelelim filmimize. Öncelikle çekimler ve oyunculuk süperdi. Hani ben felsefeden anlamam deseniz bile sırf bunlar için izlenmeye değer. Filmin ana karakterleri; Marx, Engels, Marx'ın eşi Jenny ve Engels'in sevgilisi Mary ve Weitling. Bunların dışında Proudhon ve Bakunin. Benim için muhteşem diyaloglar ve bilgilerle dolu bir filmdi.

         Filmin başlığından da anlaşılacağı gibi Marx'ın gençlik yıllarını anlatıyor. Engels'le Kominist Manifesto'yu yazdıkları dönemi anlatıyor. Manifesto'yla birlikte film de bitiyor. 1843 ve 1848 yıllar arasını anlatıyor. Filimde Marx'ın eşinin Marx'a katkıları da süperdi. Gerek Engels'in gerekse Marx'ın eşleri diyeyim (Engels evli değil sevgilisi demek daha doğru) felsefeye müthiş katkılarda bulunuyorlar. Jenny direk düşünsel anlamda katkıda bulunurken Mary ( Engels'in hayat arkadaşı) daha çok eylemsel anlamda katkıda bulunuyor. Örneğin merkez komiteyle bağlantıyı Engels'in sevgilisi sağlıyor.


      Filimde Marx'ın,  Proudhon ve özellikle Weitling'den fikir bakımından nasıl kopuşlar yaşadığını izlerken etkilenmemek elde değil. İdeolojik anlamda etkilenmekten bahsetmiyorum. O dönemin ortamından etkilenmekten bahsediyorum. Böyle felsefecilerin olduğu bir dönemde ve yerde yaşamak isterdim. Muhteşem bir ortam. Tezler ve antitezler havada uçuşuyor. Tam benlik bir ortam.


     Filimde beni etkileyen bir diğer şey ise işçilerin yaşadıkları sıkıntılar. Kaderleri patronlarının iki dudağı arasında "kovuldun" dedikleri anda kapının önündeler, tazminat mazminat hak getire. İkinci korkunç durum ise çocuk işçilerin sayısı. Yasak yok. O dönemde herkes çocuk işçi çalıştırıyor, hem de boğaz tokluğuna. Hatta çocukları çalıştırmak yasal bir durum. Marx ve Engels bununla da mücadele ediyorlar. Tabi pek çok da düşman kazanıyorlar.

      Film Kapital'in yazılmadığı dönemi yani öncesini kapsıyor. Dolayısıyla Marx henüz ünlü değil. Proudhon'un makalesini çürüten meşhur "Felsefenin Fakirliği ( Sefaleti)" eserini o dönemde kaleme alır. Böylece Proudhon'la yolları ayrılır.

       Anlata anlata bitiremeyeceğim galiba. Bence siz izleyin hem de mutlaka izleyin.

0 yorum:

Yorum Gönder